9 günlük Kuzey İspanya yolculuğumuzun ilk parkurunda, Toulouse’dan kiralayacağımız arabamızla Pamplona’nın yolunu tutacağız. Önümüzdeki 9 günlük yol macerasının heyecanıyla arabamızı teslim alıyoruz. Otomobilimiz geniş bagajı ve Bose markalı hoparlörleriyle gönlümüzü fetheden bir Renault Scenic… Havaalanının otoparkından neşe içinde çıkarken, hiç araba görmemiş gibi, arabanın orasını burasını elleyerek; “ayy çok güzelmiş” gibi konuşmalar geçiyor dördümüzün arasında… Arabayı Serhan kullanıyor.

Tam bu sırada “BAAAM” diye bir sesle sarsılıyoruz… Okan arkadan hemen, “hah patladı” diyor… Kenara çekip, bir de bakıyoruz ki, patlamak ne kelime? Yarılmış lastik…

Seyahatimizin ilk üç dakikasında başımıza gelenler; o sıradaki Merkür retrosundan mı? Yoksa kaderden midir? Bilinmez. Keyfimizi hiç bozmuyoruz, Serhan ve Okan otoparka geri yürüyüp, bize arabayı teslim eden çocuğu buluyorlar, çocuk halimizi görünce gülüyor ve “Siz değiştirin, biz kayıt açarsak 850 Euro çekmemiz gerekir” diyor. Sonra stepneyi çıkarmamıza yardım ediyor ve bize en yakındaki oto tamir istasyonunun yerini tarif ediyor. Vedalaşıp, işe koyuluyoruz hep beraber, güle oynaya… Stepneyi taktıktan sonra tamirciyi bulup, yepyeni bir lastik alarak, 150 Euro’ya bu konuyu kapatıyoruz. Evet, sigorta yaptırsaydık, Alamo’dan başka bir araba alıp, yola koyulabilecektik hemen belki, ama bu unutulmaz anı olmayacaktı o zaman…

Böylece iki saatlik bir gecikmeyle muhteşem manzaralarla süslü ve uzun mu uzun İspanya yoluna koyuluyoruz… Hedefimiz; hani şu boğa koşularıyla tanınan ortaçağ kenti Pamplona…

 

PAMPLONA’DA İLK AKŞAM

Saat tam 9.00’da şehrin göbeğindeki otelimiz Maisonnave’in önünde eşyalarımızı arabadan indiriyoruz. İspanya’da bir Cumartesi gecesi olduğunu düşünürsek, yemek için geç kalmış sayılmayız, hatta tam zamanı denilebilir… Pamplona’nın ana caddesi Calle St Nicholas üzerinde beğendiğimiz bütün Pintxos / Pintos* Barlara girip çıkıyoruz. Her birinde beğendiğimiz “Pintos”lardan birer parça sipariş edip, kadeh şarap ya da bira ile yuvarlıyoruz. Caddenin sonunda yer alan ve barının üzerinden sallanan onlarca “jamon”dan tanıyabileceğiniz, La Mandarra de la Ramos’a gelene kadar, tur hızlı bir şekilde ilerliyor. Birkaç Pintos tattıktan sonra La Mandarra’nın bu sokaktaki asıl Pintos cenneti olduğuna karar veriyoruz… Bu izdihamda kendimize bir de masa bulunca, iki-üç tur pintos daha söyleyip, geceyi burada noktalıyoruz.

Sabah tam vaktinde kahvaltıda buluşuyoruz. Hayatımda ilk defa bir kahvaltıda bar görüyorum, güne viski, port ya da herhangi başka bir içkiyle başlamak isterseniz, kahvaltıya dahil… Avrupa’da kahvaltının zayıflığından mı şikayetçisiniz, o zaman Pamplona tam size göre… Peynir çeşitleri, tortillası*, çeşitli şarküteri ve tatlı çörekleriyle akıllara zarar bir kahvaltı bu…

Bu dehşetli kahvaltı sonrası, elimizdeki turistik haritada gösterilen “eski şehir” yürüyüşünü gerçekleştirmek üzere yola koyuluyoruz. Sabrina harita konusunda çok başarılı, içinde bir pusula varmışçasına bizi yönlendiriyor. Haritada tavsiye edilen rota meşhur boğa güreşi arenasından başlayarak, şehir surlarında devam ediyor ve son olarak da şehrin en çekici park ve sokaklarından geçerek bitiyor. Bu oldukça uzun bir yürüyüş, ancak Pamplona o kadar güzel bir ortaçağ kenti ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile…

 

SANFERMINES

Pamplona boğaların insanları kovaladığı şu meşhur festival, Sanfermines ile tanınıyor. Aslında her şey, 14. Yüzyılda boğaları şehirden çıkarıp, Pazar yerine transfer etmek istemeleriyle başlamış. İlk zamanlarda boğaları kızıştırıp, koşmalarını sağlamak için inekleri önden bırakıp, boğaları da peşlerinden salarak başlamışlar. Zaman içerisinde genç erkeklerin cesaret kanıtlama gösterisine; oradan da dünyaca ünlü çılgın bir festivale dönüşüvermiş Sanfermines… Her sene 6-14 Temmuz haftasında, dünyanın her yerinden turistler Pamplona’ya gelerek, bu adrenalin yüklü koşuyu, canları pahasına gerçekleştiriyorlar. Sanfermines koşularında her yıl 50- 100 arası yaralanan oluyormuş ve Ayrıca 1910-2010 arası kayıtlara göre de biri Amerikalı 15 kişi hayatını kaybetmiş.

DANS, MÜZİK, FESTİVALLER VE BOL İÇKİ; İŞTE İSPANYA…

İspanya hakkında geliştirdiğiniz tüm genellemeleri düşünün… Pamplona tüm beklentilerinizi karşılayabilir aslında; boğalar, güzel hava, güzel bir taş işçiliği ile işlenmiş ortaçağ kasabaları, bol içki, yeşillik ve enteresan gelenekler…

Tam da bunları düşünürken uzaktan gelen geleneksel bir müzik, bizi kendine doğru çekiyor, köşeyi döner dönmez dans eden dev kuklalar ve tüm şehri onlarla turlamakta olan, bir kısmı geleneksel kuzu kostümleri içinde çoluk-çocuk, genç-yaşlı Pamplona sakinlerini görüyoruz. Ne festivali olduğunu soruyoruz ama kimse bilmiyor, festival bahane, hep beraber içip, bir şeyleri kutlamak şahane… Bir süre onları izledikten sonra, eşyalarımızı toplamak üzere otele dönüyoruz.

Elimizde bavullar, otelden çıkarken, az önce gördüğümüz kuklalar ve bütün o kalabalık bizim otelin önüne geliyor. Otelin barı bir anda ana-baba gününe dönüyor. Şaraplar, biralar ve hatta cin-tonikler havalarda uçuşuyor. Bir yandan üniformalı kalabalık bir grup, otelin barında futbol maçı seyretmeye dalıyor. Bir yandan dışarıda gerçek posttan kuzu kostümleri, uzun külahları ve popolarında asılı dev çanlarıyla bir başka grup bir içip, dans ederek, eğleniyor. Bakıyoruz ki hem izdiham nedeniyle sokaktan çıkmamız imkansız; hem de az sonra çılgın atraksiyonlar olma ihtimali var, biz de hemen birer bira alıp, insanları izlemeye koyuluyoruz.

Uzun bir bekleyiş sonrasında bir ortaçağ müziği ve dev çanların gürültüsü eşliğinde kuzuları popolarındaki çanları hızla çalarak önümüzden geçiyor. Arkadan da dev kuklalar döne döne kuzuları takip ediyor. Böylece bütün o neşeli kalabalık 5 dakika içinde bir sonraki lokasyona doğru yok oluyor.

Böylece, biz de arabamıza binip, bir sonraki hedefimiz, Rioja’nın yolunu tutuyoruz.

*Pintxos / Pintos: Daha güneyde tapas olarak bilinen konseptin, Kuzey İspanya’daki versiyonu, Pintxos’lar tapasa göre daha deneysel olduğundan oldukça eşsiz lezzetlere rastlamak mümkün… Bir de genellikle ekmeğin üzerinde tek lokmalık atıştırmalık gibi servis ediliyorlar… (Kelime anlamı ise çivi ya da diken)

*Tortilla: İspanyol omleti, genellikle her öğün bol bol tüketilen lezzetli omlet… Eğer taze çıkmış değilse genellikle soğuk yeniyor.