Vietnam’ın kuzeyi daha önce görmediği otantik manzaraların peşinde olan gezginler için adeta bir cennet olarak tanımlanabilir. Karakterli olmanın sınırlarını zorlayan eski başkent Hanoi’yi daha önceki yazımda detaylı bir şekilde anlatmıştım; bu yazıda ise Himalayalar’ın en doğu ucu Sapa, Hanoi’de sürpriz bir sabahın hikayesi ve bir dünya harikası sayılabilecek Halong Körfezini kısaca anlatacağım.

 

SAPA

Trenle Hanoi’den Çin sınırı yakınlarındaki Lao Chai’ye doğru yol alıyoruz. Gece boyunca süren bu yolculuk, hayatımın en zıplamalı ve klimanın en cömertçe kullanıldığı yolculuğu oluyor. Sabah 5.30 gibi trenin metal aksamlarına vurarak, biz turistleri derin uykularımızdan uyandıran görevli “hayır dua”larımızı alırken; Okan’ın bu olan bitene yorumu “En son askerde böyle uyandırılmıştım” oluyor.

Yarı uyuklar halde bizi bekleyen minibüse biniyoruz. Arada uyanıp alacakaranlıklar arasından kendini gösteren puslu pirinç tarlalarını ve yerel kıyafetli köylüleri görmek sanki bir rüyadaymışız hissi yaratıyor. Yaklaşık iki saat süren yolculuk sonrasında Alplerde bir kasaba havasındaki “dağ istasyonu” Sapa’ya varıyoruz.

 

BİR TURİSTİN HMONG KADINI İLE İMTİHANI

Kahvaltı etmek için bir yer ararken, birden yanımızda simsiyah giyimli, kafasında yeşil ekose eşarbı olan bir Hmong kadını beliriyor. Sakin sakin bizimle beraber yürümeye başlıyor, arada soruyor; “what’s your name?”, “How old are you?”; biz kibarca kısa cevaplarla geçiştiriyoruz; o da her cevaba “aaaaa” “ooooo” diye şaşırıyor. Kahvaltı edeceğimiz restorana girip oturuyoruz. Bir süre sonra, bir de bakıyoruz kadın dışarda öylece bekliyor. Çıkınca da takibe devam ediyor; duruyoruz, o da duruyor; hızlanıyoruz, uzun adımlarla o da hızlanıyor. Açıkçası bu duruma pek anlam veremiyoruz, çünkü elinde sattığı herhangi bir şey yok gibi görünüyor.

Trekkinge başladığımızda halen bizimle birlikte yürüyor, sonra yol boyunca beklemekte olan diğerleri de peşimize takılıyorlar teker teker… Hepsi aynı soruları soruyor sırayla… Peşimizde yeşil başlıklı kadınlardan oluşan mini bir orduyla patikadan aşağıdaki vadiye doğru yürüyoruz. Sonunda bu durum bizi rahatsız etmeye başlıyor. Rehberimiz Tuan’dan beklenen açıklama geliyor; “Eğer bir şey almayacaksanız şimdiden söyleyin, gitsinler; yoksa 6 saatlik trekking boyunca bizimle birlikte yürürler ve son noktada hayır diyemezsiniz”. Gerçekten hayatımda duyduğum en enteresan satış tekniği bu. Kadınlara dönüp bir şey almayacağımızı söylüyoruz, hiç ısrar etmeden anında dağılıyorlar. Tam bu sırada yanımızdan ordular halinde yeşil başlıklı kadınlarla birlikte yürüyen Avrupalı trekkingciler geçiyor.

Biz vadiden aşağı doğru inerken yağmur da şiddetini iyice arttırıyor, muşamba yağmurluklarımızla şimdilik idare ediyoruz. Patikalara saptıkça dev bambular ve çok değişik kıyafetlerde sırtında bambu taşıyan köylüler, puslar içerisinde göz alabildiğine pirinç tarlaları görüyoruz…

 

SAPA’DA ETNİK AZINLIKLAR: “BLACK HMONG”

3000 metrelik sıra dağlarıyla Vietnam’ın en yüksek bölgesi olmasının yanı sıra; Sapa’nın en önemli özelliği halen kendi kültürlerini korumakta olan birbirinden farklı azınlık kabileleriyle dolu bir bölge olması; bu sebeple her geçtiğimiz bölgede farklı kıyafetlerde ve tiplerde köylüler görüyoruz.

Mesela bu gezmekte olduğumuz bölge “Siyah Hmong”lara ait. “Siyah Hmong”’ların da özellikle kadınları çarpıcı bir kıyafete sahip; siyaha yakın lacivert tonlarda kapri benzeri pantolonlar, minik ceketler, Retro havada lacivert dizlikler, kollarda kalın gümüş bilezikler ve gümüş halka küpeler takıyorlar. Benim en çok beğendiğim kısmı ise yerlere kadar çok uzun saçlara sahipler ve bu saçları tepelerine çok ilginç şekillerde gümüş taraklarla tutturuyorlar. Bazıları da, Sapa’ya geldiğimizde peşimize takılan kadın gibi, yeşil ekose eşarp takıyor.

TOPAS ECO-LODGE

Yürüyüşümüzün bittiği noktada bizi bu akşamki otelimiz Topas Eco-Lodge’a götürmek üzere bir cip karşılıyor. Bozuk yollardan hoplaya zıplaya otelimize varıyoruz.

Topas Eco-Lodge oldukça yüksekte konik şekilli bir dağın zirvesinde konuşlanmış 25 adet bungalovdan oluşuyor. Bungalovlar dağın zirvesini bir bilezik gibi dönüyor ve hepsi nefes kesici bir manzaraya sahip.  Çevrede görünen her şey doğayla ve buranın yerel dokusuyla uyumlu, göze batan hiçbir şey yok.

Topas sürdürülebilirlik ve yerellik ilkelerine önem veren bir kurum olduğundan oteli kurarken buraya su ve elektriği kendi imkanlarıyla getirmiş ve tüm personeli de çevre köylerden gelen insanlardan oluşuyor. Yani bulunduğu bölgeye fayda sağlamaya çalışan ve çevreye minimum zarar vermeyi hedefleyen bir otel, zaten eko-turizmin gerekleri de bunlar…

 

İKİNCİ GÜN VE “RED DZAO”LAR

Sabah resepsiyonda sevgili rehberimiz Tuan’la buluşup, otelden çıkıyoruz ama öncelikle “Red Dzao” kadınlarının saldırısını bertaraf etmemiz gerekiyor. Zira daha Lodge’un bahçesindeki ana yoldan yürürken; hemen yan tarafta kendilerine oluşturdukları toprak patikada aniden belirip, “Hello” diye sizi selamladıktan sonra, kapıdan çıktığınızda sizi kıstırmak üzere, sizinle birlikte çıkış kapısına yürüyorlar.

Biz de peşimizde beş kırmızı başlıklı kadınla yürümeye başlıyoruz. Tıngır mıngır bizimle birlikte yürüyorlar, arada bir “you buy me” diye dürtüyor bir tanesi… Önce eğlenceli bulsak da bir süre sonra gerçekten sıkıcı bir hal almaya başlıyor bu durum… Biz de bir an evvel, ne alacaksak alalım da bizi rahat bıraksınlar diye düşünüyoruz ve o noktada kaotik bir pazarlık başlıyor. Bilezikler, bir sürü lüzumsuz süs eşyaları havada uçuşuyor, hatta bir noktada kadınlardan biri kırmızı başlığını çıkarıp, bir anda kafama dolayıveriyor. İşler iyice çığırından çıkmadan önce alacağımızı alıp, kendilerine veda ediyoruz, ama tabii ki bu onları son görüşümüz değil.

Bu güzel yürüyüş sonrası otelimize dönüp, dağlara karşı şezlonglara kurulup, birer bardak yasemin çayı eşliğinde bu enfes manzaranın tadını çıkarıyoruz. Aşağıdaki bir tarlada kırmızı başlıklı kadınlar çalışıyor; diğer tarafta ise dev bufalolar otluyor; karşımızda ise yüksek dağlar… Bu eşsiz dağ manzarası ve sessizlik adeta üzerimizde meditasyon etkisi yaratıyor…

 

HANOİ’DE BİR SABAH: HOAN KIEM GÖLÜ

Seyahatimizin en unutulmaz sabahı, Sapa dönüşü 4.30’da Hanoi’de, trenden inmemizle başlıyor.

Hemen bir taksi bulup, önce otele eşyaları bıraktıktan sonra Hoan Kiem gölüne doğru yürümeye başlıyoruz. Henüz sabahın karanlık saatleri olmasına rağmen neredeyse tüm Hanoi sabah sporu için gölün etrafında toplanmış gibi görünüyor. Koşan, bisiklete binen ve Thai chi yapan yüzlerce insan göze çarpıyor. Göle yansımakta olan şehir ışıkları çok geçmeden sönerek, yerlerini alacakaranlık gölgelerine bırakıyor. Bu arada gölün öteki yanından Thai Chi yapanların bağırışları geliyor. Yürüyüşümüze devam ediyoruz; gün ağardıkça manzaralar iyice çeşitlenmeye başlıyor. Bu manzaraların en ilginci; kuşkusuz; gölün birkaç değişik noktasına konuşlandırılmış mikrofonlu aerobik hocaları ve hareketli bir müzik yayını eşliğinde aerobik yapan yüzlerce kadın…

Gölün etrafındaki turu tamamlayıp tapınağa geldiğimizde sabah ibadeti için çiçekler ve tütsülerle tapınağa gelmekte olan insanlar görüyoruz. Spor sonrası tapınağa gelip dua ediyorlar ve günlerine böyle başlıyorlar. Tapınağın önünde müzik eşliğinde yelpazelerle Thai Chi yapmakta olan bir grup kadın bizi büyülüyor. Bu bir gösteri grubu gibi görünmüyor; daha çok sanki bir grup komşu kadın sabah sporu saatini böyle bir koreografiyle değerlendirmek istemiş gibi… Gösterileri bitince kendilerini hayranlıkla izlemekte olan kalabalığı selamlayacak kadar da inceler…

Bu mükemmel Hanoi sabahı sonrasında “eski mahalle”nin sabah hareketini gözlemlemek ve bir Vietnamlı gibi karnımızı doyurmak üzere “eski mahalle”ye geliyoruz yeniden. Dükkanlar açılıyor, meyveler çiçekler alınıyor, tapınaklara gidiliyor, pholar kaynıyor… Hanoi’de mükemmel bir sabah…

Biz de güne Vietnam usulü başlamak amacıyla mahallenin meşhur bir pho dükkanına gidiyoruz, içerisi tıklım tıklım dolu ve herkes Vietnamlı; biz ise kapıda öylece kalakalmış; içeriden gelen yoğun et suyu kokusu karşısında çaresizce birbirimize bakıyoruz… Böylece kahvaltıda Pho yiyemeyeceğimizi kabullenerek daha alıştığımız türdeki bir kahvaltı için otelin hemen yakınındaki Tamarind Cafe’ye gidiyoruz. Burada omletli, krepli nefis bir kahvaltı yapıyor; taze mango suları ve yıldız anasonu çayıyla bu kahvaltıyı taçlandırıyoruz…

Çok erken uyanmış olmamıza rağmen bu eşsiz Hanoi sabahını yaşamış olmak bize kendimizi çok iyi hissettiriyor…

 

BİR DÜNYA HARİKASI; HALONG KÖRFEZİ

Minibüsümüz tam zamanında bizi otelimizden alıyor. Hanoi’den Halong’a 3 saat süren bol zıplamalı yolculuğumuz boyunca kafamızı defalarca tavana vurmaktan bitap düşsek de; tam vaktinde Halong limanında tekneye binmeyi bekliyor olmak paha biçilmez.

Halong körfezine gitmeye karar verdiğimizde, “junk” tabir edilen, antika bir çin teknesiyle bu turu gerçekleştirmenin harika bir fikir olduğunu düşünmüştük. Araştırmalarımız sonunda bu tür bir deneyimi yaşayabileceğimiz en iyi alternatifin Red Dragon Junk olduğunda anlaştık ve oldukça önceden rezervasyonumuzu yaptırdık. İşte şimdi bu muhteşem teknenin üzerinde, dünyanın en harika manzaralarından birine bakıyoruz.

Teknede sadece dört çiftiz; bir Fransız yaşlı çift; bir İrlandalı; bir de İsviçreli genç çift ve tabii bir de biz… Tam bir “mavi yolculuk” mantığında, tek farkı tanımadığımız insanlarla olmamız…

Halong körfezinde geçireceğimiz zaman çok kısıtlı olduğundan, tekneye bindiğimiz andan itibaren askeri bir düzen hüküm sürüyor ki tüm aktiviteleri yapabilelim…

Nefis bir öğle yemeğiyle yolculuğumuza başlıyoruz. Deniz ürünleri ağırlıklı nefis Vietnam yemekleri; ışıl ışıl bir hava; dünyanın en eşsiz manzaralarından biri, güzel bir sohbet ve buz gibi birer kadeh Chardonnay bizi bambaşka diyarlara taşıyor.

Akşam üzeri plajı olan bir koya demirliyoruz. Böylece karaya çıkıp; hem yukarıdaki mağarayı ziyaret edebiliyoruz; hem de bembeyaz pudra gibi kumları olan plajdan denize girebiliyoruz. Gün batmadan hemen önce de körfezin o inanılmaz kayaları arasında romantik bir kano turu yapıyoruz. Ve bu muhteşem günü beyaz kumlu o plajdan, portakal renkli güneşin batışını izleyerek uğurluyoruz.

 

YÜZEN BALIKÇI KÖYÜ VE İNCİ ÇİFTLİĞİ ZİYARETİ

Sabah uyandığımızda kamaramızın penceresinden görünen görüntü tek kelimeyle nefes kesici… Kahvaltımız deniz ürünlü Pho ile başlayıp, alışık olduğumuz standart kahvaltıyla devam ediyor, tabii bir de koyu Vietnam kahvesi…

Kahvaltı sonrası  yüzen bir balıkçı köyü ve inci çiftliği gezmek üzere, konik şapkalar takan, kuvvetli ve minik kadınların kürek çektiği, minik bambu kayıklara biniyoruz. Sabah pusu yeni dağılırken, resim gibi kayaların arasından, yüzen bir mahalleye giriş yapıyoruz. Bu aynı yolda yürür gibi; bir caddedesiniz ama toprak ya da betonda yürümek yerine, bambu bir kayıkla suda gidiyorsunuz. Etrafta konik şapkalı balıkçılar, kürek çeken kadınlar var. Tüm bu manzara gerçek üstü bir his yaratıyor.

Ardından inci çiftliğine geliyoruz. Dizi dizi istiridyeler denizin dibine sallandırılmış, öylece bekliyorlar. İçeride de minik bir atölye ve mağaza var. Atölyede biri istiridyelerin içine inciye dönüşecek tohumu yerleştirirken; bir diğeri olgunlaşmış istiridyelerin içinden incileri çıkarıp, sınıflandırıyor. İstiridyenin içinde öylece duran inciler daha önce hiç görmediğim, çok hoş bir görüntü oluşturuyor.

Süzüle süzüle kayaların arasından teknemize geri dönüyoruz ve artık maalesef dönüşe geçme zamanı geliyor. Güzel bir öğle yemeği sonunda dün başlangıçta olduğu gibi yine kaptan bir konuşma yapıyor, biz de kendisini ve tüm mürettebatı alkışlayarak, onlara bu güzel seyahat için teşekkür ediyoruz.

 

SON SÖZ

Kuzey Vietnam, şimdiye kadar gördüğünüz her yerden daha farklı bir deneyim sunuyor… Her şeyden önce, yerel değerlerini; şehir kültürünü ya da yemek kültürünü modernizm ve globalizme kurban etmeyişleri etkileyici bir direniş örneği…

Ama asıl etkileyici olan; Vietnam halkının benim çocukluğumda bize gösterilen “acımasız” Vietkong askeri klişesinden çok ama çok uzakta; sabah kalkıp göl kenarında yelpazeyle dans edecek kadar naif, zarif ve kendi halinde olması…

 

SAPA ORGANİZASYONU İÇİN İHTİYACINIZ OLAN ADRESLER:

TOPAS TRAVEL: http://topastravel.vn

TOPAS ECO-LODGE: http://www.topasecolodge.com

 

TREN ALTERNATİFLERİ:

http://www.fanxipantrain.com

http://www.sapalytrain.com

 

DEĞİŞİK BİR ALTERNATİF OLARAK:

VICTORIA SAPA RESORT & SPA & TRAIN:

http://www.victoriahotels.asia/en/victoria-express-train

 

HALONG KÖRFEZİ ORGANİZASYONU İÇİN İHTİYACINIZ OLAN ADRES:

http://www.indochina-junk.com