14 yaşımdayken ilk gittiğimde bir film seti gibi gerçek dışı ve romantik gelmişti bana… İşte bu yüzden 28 yaşımda sevdiğim adamla birlikte yeniden gelmek istedim Venedik’e… Bu kez film setinde bir figüran olmak için değil de, başrol oynamak için…

Uçağımız kalın bulut katmanları arasından Marco Polo havalanına doğru inişe geçtiğinde hala kendi kendimize “Mayıs’ta Venedik’te hava ne kadar kapalı olabilir ki” diyorduk, yere indiğimizde ise ne kadar kapalı olabileceğini gördük ve yenilgiyi kabullendik.

DORSODURO’DA BİR ÇATI KATI
İnternetten ayırttığım eski bir Venedik evinin çatı katında hizmet veren Bed & Breakfast Venedik’in Dorsoduro bölgesinde, şehrin en eski kilisesi Ai Mendicoli’nin hemen arkasında yer alıyor, sanıyorum bir zamanlar kilisenin bir parçasıymış bu bina… Ev sahibimiz yarı İtalyanca yarı İngilizce olarak anlattığı hikayeleriyle; kedisi Trudi ise sessiz sakin halleri ile en az ev kadar eskiymiş izlenimi verdi bize…

Gece yarısı gök gürültüsü ve çatıya vuran yağmur damlalarının sesi ile uyanıp Venedik’teki ilk günümüz için endişelendiysek de, sabah odamıza gelen taptaze kahvenin kokusu ve aşağıdan yükselen Vivaldi ezgileri neşemizi yerine getirdi ve ev sahibimizin bize verdiği en sağlam şemsiyeyi alarak, kendimizi Venedik sokaklarına ve kanallarına teslim ettik.
Sokaklar kırık şemsiyelerle dolu, bizimki fırtına sebebiyle zor idare edilse de kırılmayacak kadar sağlam, kendimizi bir an evvel bir müzeye atmamız gerekiyor.

ACADEMIA BRIDGE VE PEGGY GUGGENHEIM
Dorsoduro bölgesinden San Marco’ya doğru yürürken karşımıza ilk olarak adını yan tarafındaki müzeden alan Academia Bridge çıkıyor. Venedik’e gittiğinizde hava nasıl olursa olsun bu köprü üzerinden Canale Grande’ye ve şehre şöyle bir bakın o an kendinizi dünyadaki en özel insan gibi hissedeceksiniz. Bu bölgede iki önemli sanat müzesi bulunmakta bir tanesi klasik sanat koleksiyonuna sahip Galeria dell’Academia, diğeri de eşsiz modern sanat koleksiyonuyla Peggy Guggenheim… Biz tercihimizi Palazzo Vernier dei Leoni’de yer alan Peggy Guggenheim’den yana kullandık. Buradaki koleksiyon Picasso’dan, Duchamp’a, Jackson Pollock’a kadar birçok modern ve surrealist sanat eserini içerisinde barındırıyor. Aslında binanın kafesinde oturarak tadını çıkarabileceğiniz çok güzel bir bahçesi de mevcut ama yağmur buna izin vermiyor maalesef.

YAĞMURDA SAN MARCO
Çıktığımızda yağmur olanca hızı ile devam ediyordu, ama bu bizi San Marco hedefimizden alıkoymadı, şemsiyemizin altında birbirimize sımsıkı sarılmış ve yarı ıslanmış olarak girdik San Marco’ya… Manzara muhteşem ve her detayı düşünülmüş, San Marco’nun en güzel tarafı bir bütünlük içinde olması, manzarayı bozacak hiçbir şey görmüyorsunuz, plastik sandalye, çirkin tabelalar gibi… Dahası pembe camlı sokak lambaları, Cafe Florian ve Cafe Lavena gibi Venedik’in 250 yılı aşkın zamandır burada bulunan kafeleri, ve bu kafelerin orkestralarının çaldıkları kulakları okşayan ve bu eşsiz manzarayı tamamlayan klasik melodiler gibi özel bazı detaylarla daha eşsizleştirilmiş burası… Öyle ki bu meydana saygı sebebiyle yemeğinizi alıp, meydanda yere oturarak yemeniz yasak, ilk başta çok garip bir uygulama gibi gelse de bu kadar çok turistin olduğu yerde temelde doğru bir uygulama bence.
San Marco kathedrali’nin önündeki sıra aşılacak gibi görünmediği için Palazzo Ducale yani Dükler sarayını gezmeye karar verdik, burası gotik stilde bir yapı ancak Avrupa’nın hiçbir yerinde görülmeyecek, kendine özgü bir stili var, son derece ihtişamlı ve stil olarak biraz Doğu (hatta Osmanlı) ile Batı arasında kalmış hissi verdi bana… Burada yapılabilecek bir diğer aktivite de, şehrin en yüksek binası olan çan kulesi yani La Campanille’e çıkarak, Venedik’e bir de tepeden bakmak olabilir. Ancak tüm bu müze ve binalara girebilmek için çok uzun turist kuyruklarını göze almanız ve bizimki gibi yağmurlu durumlarda ise bu sıranın kesinlikle yağmur altında beklemiyor olması gerekiyor.

SAN MARCO’DA GÖKKUŞAĞI
Öğleden sonrayı çeşitli daracık ara sokaklardaki osterialarda küçük yerel peynir ve şarkuteri tabakları atıştırarak ve bölgeye özgü köpüklü şarap Prosecco içerek geçirdik. Akşamüstü hafif çakır keyif kafalarla yürürken birden güneş açtı, aynı anda yağmurun da yağıyor olması sebebiyle bir yerde olağanüstü güzellikte bir gökkuşağı olmalı varsayımından yola çıkarak, olduğumuz yerden San Marco yönüne doğru koşmaya başladık. Meydana vardığımızda doğu ucundan görünen manzara tam anlamıyla büyülüydü, başlangıç noktası San Marco kathedralinin arkası olan gökkuşağının diğer bir ucu da karşıdan görünen San Giorgio Maggiore adasına düşerken, yerler güneş ışıkları ve binaların yansımaları ile parıldıyordu. Böyle bir manzara karşısında insan delice bir keyfe kapılıyor. Günün bu en mükemmel manzarasını akşamüzeri 258 yıllık Cafe Lavena’da canlı müzik eşliğinde prosecco içerek kutladık.

AI GONDOLIERI
Venedik İtalya’nın genelinden farklı olarak güzel yemeğin çok ama çok zor bulunduğu bir şehir, bu sebeple lokantaları ve yemek kültürünü gitmeden önce çok iyi çalışmak gerekiyor. Biz de bunu bilerek akşam şehrin güzel lokantalarından bir tanesi olan Ai Gondolieri’de yer ayırttık. Bir şişe Barolo, geyik etli, porcini mantarlı ve taze kuşkonmazlı bir menüyle bu güzel günü kutladık. Çok geniş bir şarap listesi ve mevsimsel olarak güncellenen menüsüyle burası çok iyi bir seçimdi. Gecenin geri kalanını da Rialto’daki Bacarro Jazz’da hazır şeftali suyu ile hazırlanmış Bellini (mevsiminde taze şeftali suyu ve prosecco ile yapılan bir yerel kokteyl) içerek noktaladık, yağmurun geçit vermiş olmasına kaldırdık kadehlerimizi caz eşliğinde…

SAN MARCO KATHEDRAL’İNDE PAZAR AYİNİ VE CASTELLO’DA MASKE YOLCULUĞU
İkinci günümüze San Marco kathedralinde bir Pazar ayinine katılarak başladık, tüm izdihama rağmen içeri girmeyi başardık ve son derece gösterişli ve süslü bu ayini görebilme şansını yakaladık. Tüm o turist itiş kakışı esnasında gördüğüm rengarenk ve ışıl ışıl tören, tütsü kokuları ve ulvi sesler eşliğinde tatma duyusu haricindeki tüm duyularımıza işledi. Tütsü kokuları ve turist itişmeleri içindeki bu özel deneyimden sonra Castello tarafında yürüyerek günümüze devam ettik. Castello Venedik’in belki de en bozulmamış ve en şık mahallesi, burada minicik kanallar, daracık sokaklar ve minyatür köprüler arasında kendinizi Gulliver gibi hissedebilirsiniz ve bu teatral hissiyatınızı unutulmaz kılmak için kendinize bir maske almak isterseniz, Castello maske dükkanları açısından da çok zengin…

Gerçekten sanat eseri kıymeti taşıyan gerçek Venedik maskelerini bu bölgedeki dükkanlarda bulabilirsiniz, Atelier Marega’da maske boymakta olan ve sanki bir masal ülkesinden gelmiş gibi görünen hanımefendi ile tanıştıktan sonra biz de kendimizi bir Pierot (ağlayan kadın figürü) ve bir Bauta (hani şu Casanova’nın altın rengi maskesinden) ile ödüllendirdik. Maskeler Fransızların Papier mache dedikleri teknikle, yanı sıkıştırılmış kağıttan yapılıyor ve sonra da el ile boyanıyorlar. Maskeleri aldıktan sonra ister istemez bir Şubat vakti karnavalda Venedik’e gelip, bu güzel maskelerimizi kullanma hayalleri kurmaya başladık…

AL PROSECCO VE BÖLGE ŞARAPLARI
Çok geçmeden kendimizi Rialto civarındaki pazarda bulduk, tezgahları karıştırarak, yavaş yavaş St Polo ve Santa Croce içlerine doğru girdik, burası da şehrin insan yoğunluğu daha az olan sanki çoğunluğunu Venedik’te oturanların oluşturduğu bir bölge gibi… Öğle yemeğini bölge şaraplarını kadehte isteyerek tadabileceğimiz, Al Prosecco’da yiyeceğiz, yine çeşitli şaraplar, peynir ve şarkuteri tabağından oluşan menümüzle kalabalıktan uzak bir meydana bakan ağaçların altında keyifli bir tadım gerçekleştirdik.

VENEDİK’TE GONDOL
Venedik’te Canale Grande ve kenarındaki eşsiz yapıları görebilmek için bir vaporettoya atlamak kesinlikle yapılacak en akıllı aktivite… Ancak biz 80 € ödeyerek bir gondol turuna aldandık ve son derece lüzümsuz bir aktivite olan gondol turunu gerçekleştirdik. Şunu unutmayın ki; Venedik’te bir gondolcu sizi daima kazıklar, en iyi ihtimalle sizi 1 saat dolaştırmak üzere alır, 40 dakikada başladığınız noktaya dönmüş olursunuz ya da yol boyunca size Casanova’nın evi, Vivaldi’nin evi diye bir takım evler gösterir ama asla emin olamazsınız. Ayrıca gondolun içerisindeyken, dışarıdan göründüğü kadar keyifli hissedilmiyor nedense; gondolla ilgili yapılabilecek en güzel aktivite bir köprünün üzerine çıkıp alttan geçen müzikli gondollara kadeh kaldırmak olabilir ancak… Gondoldan indiğimiz dakikada eski dostumuz yağmur geri geldi güzel bir zamanlamayla…

VENEDİK’TE VİVALDİ VE OPERA
Akşam bir kilisede Vivaldi çalan bir oda orkestrasını dinlemeye gideceğiz, konserin ikinci yarısında ise meshur İtalyan operalarından seçme parçalar söyleyecekler. Asıl istediğim ise La Fenice ya da Teatro Malibran’da göreceğim gerçek bir İtalyan operası olurdu, ama seyahatten 1 ay önce bakmış olamamıza rağmen yer bulamadık, tavsiyem gitmeden çok önce internetten bu biletleri almanız. Almadıysanız da üzülmeyin öyle ya da böyle Venedik’te her köşede bir Vivaldi konseri, her kilisede minik bir opera yakalayabilirsiniz, biz de böyle yaptık ve meydana yakın bir kilisede kendimizi Vivaldi, Puccini ve Verdi ezgilerine teslim ettik…

SAN MARCO SULAR ALTINDA
Sonraki günümüz bize unutulmayacak bir anı verdi, sabah yine şiddetli yağmurda ama artık duruma alışmış bir şekilde geldik San Marco Meydanına… Yağan şiddetli yağmurla birlikte yerdeki gider kapaklarından kaynıyordu sular ve meydanı hızla su basmaktaydı. Resimlerde ya da haberlerde gördüğümüz sular altındaki San Marko meydanı yavaş yavaş gözlerimizin önünde oluşmaktaydı. Ayak bileklerimize kadar suyun içerisinde San Marco kathedralini gezmek üzere sıraya girdik. Ne bileklerimize kadar su içinde olmamıza aldırıyorduk artık; ne de yağan yağmura… Kathedral’in içine girdiğimizde sular da hafifçe kathedralin içine girmeye başlamıştı bile…

VENEDİK’E VEDA
Çıktığımızda ise yağmur durmuş, güneş bulutlar arasından kendini göstermeye başlamıştı. Bu müthiş büyülü atmosfer aklımızda, Venedik’e veda etmeden önce Castello’dan, Rialto’ya uzun bir yürüyüş; kanal kenarında eski bir Osteria’da yenilen mürekkep balıklı ve mürekkepli spagettiler ve bir şişe Chianti ile bu güzel haftasonu için birbirimize ve Venedik’e teşekkür ettik.

FAYDALI ADRESLER:

Venedik neredeyse tüm müzelerinin önündeki uzun kuyruklarıyla ünlü, bu sebeple biraz planlama ile zamandan kazanabilirsiniz.Müze biletlerini önceden ayırtmak için:

http://www.venice-museum.com

Mükemmel bir Italyan operasını Venedik’in masalsı opera salonunda izlemek için;
http://www.teatrolafenice.it

RESTAURANTLAR:

OSTERIA ALLE TESTIERE
Calle del Mondo Novo, 5801, Castello
Tel: 00 39 (0)41 522 72 20
http://www.osterialletestiere.it

AI GONDOLIERI
Sestiere Dorsoduro, 366
Tel:+39 (0)41 521 00 75
http://www.aigondolieri.it
BİRKAÇ İYİ “BACCARO”:
“Baccaro” Venedik usulü şarap barına verilen isim, hem bölge şaraplarını tatmak; hem de yanında yerel bir şeyler atıştırmak için ideal… Eğer siz de Venedik’te bir Venedikli gibi yemek isterseniz, işte size bir derleme;

AL PROSECCO
Santa Croce 1503
Campo San Giacomo dall’Orio
Tel:0039 (0)41 524 02 22
http://www.alprosecco.com

CA D’ORO
Cannareggio, 3912, 30121 Venice, Italy
Tel: +39 (0)41 528 5324

EL REFOLO
Via Garibaldi – Castello 1580
http://www.elrefolo.it